77. sure · 50 ayet

سورة المرسلات

Al-Mursalat

Mürselât

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Sayfa 580 · Cüz 29 · Hizb 58
  1. 1

    وَٱلْمُرْسَلَـٰتِعُرْفًۭا﴿١﴾

    wal-mur'salāti ʿur'fan

    Yemin olsun, ardı ardına gönderilenlere.

    0
  2. 2

    فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا ﴿٢﴾

    fal-ʿāṣifāti ʿaṣfan

    Şiddetle esip savuranlara.

  3. 3

    وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًا ﴿٣﴾

    wal-nāshirāti nashran

    Yaydıkça yayanlara.

  4. 4

    فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا ﴿٤﴾

    fal-fāriqāti farqan

    Ayırdıkça ayıranlara.

  5. 5

    فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا ﴿٥﴾

    fal-mul'qiyāti dhik'ran

    Zikri getirip, bırakanlara.

  6. 6

    عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ﴿٦﴾

    ʿudh'ran aw nudh'ran

    Gerek özür için olsun, gerek uyarı için.

  7. 7

    إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ ﴿٧﴾

    innamā tūʿadūna lawāqiʿun

    Şüphe yok ki, size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir.

  8. 8

    فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿٨﴾

    fa-idhā l-nujūmu ṭumisat

    Yıldızların ışığı söndüğü zaman.

  9. 9

    وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ﴿٩﴾

    wa-idhā l-samāu furijat

    Gök yarıldığında.

  10. 10

    وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿١٠﴾

    wa-idhā l-jibālu nusifat

    Dağlar parçamparça olup savrulduğunda.

  11. 11

    وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ﴿١١﴾

    wa-idhā l-rusulu uqqitat

    Peygamberlere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri bildirildiği zaman.

  12. 12

    لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ﴿١٢﴾

    li-ayyi yawmin ujjilat

    Bu, hangi güne ertelenmiş?

  13. 13

    لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ﴿١٣﴾

    liyawmi l-faṣli

    Ayrım (hüküm) gününe (ertelenmiştir).

  14. 14

    وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ﴿١٤﴾

    wamā adrāka mā yawmu l-faṣli

    Hüküm gününün ne olduğunu sen ne bileceksin?

  15. 15

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٥﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün vay yalanlayanların haline!

  16. 16

    أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿١٦﴾

    alam nuh'liki l-awalīna

    Biz, öncekileri helak etmedik mi?

  17. 17

    ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ ﴿١٧﴾

    thumma nut'biʿuhumu l-ākhirīna

    Sonra arkadan gelenleri de onların arkasına takacağız.

  18. 18

    كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ﴿١٨﴾

    kadhālika nafʿalu bil-muj'rimīna

    Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.

  19. 19

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿١٩﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün vay yalanlayanların haline!

  20. 20

    أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ ﴿٢٠﴾

    alam nakhluqkkum min māin mahīnin

    Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?

  21. 21

    فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ ﴿٢١﴾

    fajaʿalnāhu fī qarārin makīnin

    Ve onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

  22. 22

    إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ ﴿٢٢﴾

    ilā qadarin maʿlūmin

    Belli bir süreye kadar.

  23. 23

    فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ ﴿٢٣﴾

    faqadarnā faniʿ'ma l-qādirūna

    Buna gücümüz yeter. Ne güzel güç yetirenleriz.

  24. 24

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٢٤﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün yalanlayanların vay haline!

  25. 25

    أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ﴿٢٥﴾

    alam najʿali l-arḍa kifātan

    Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?

  26. 26

    أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا ﴿٢٦﴾

    aḥyāan wa-amwātan

    Diri olanları da, ölü olanları da.

  27. 27

    وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا ﴿٢٧﴾

    wajaʿalnā fīhā rawāsiya shāmikhātin wa-asqaynākum māan furātan

    Orada yüksek dağlar yaratıp size tatlı su içirmedik mi?

  28. 28

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٢٨﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün yalanlayanların vay haline!

  29. 29

    ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿٢٩﴾

    inṭaliqū ilā mā kuntum bihi tukadhibūna

    Yalanlamış olduğunuza (azaba) doğru yürüyün bakalım!

  30. 30

    ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ ﴿٣٠﴾

    inṭaliqū ilā ẓillin dhī thalāthi shuʿabin

    Üç kollu (ateşin) gölgesine doğru yürüyün!

  31. 31

    لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ﴿٣١﴾

    lā ẓalīlin walā yugh'nī mina l-lahabi

    Ne gölgelendirir, ne alevden korur.

  32. 32

    إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ ﴿٣٢﴾

    innahā tarmī bishararin kal-qaṣri

    O, her biri saraylar gibi olan kıvılcımlar saçar.

  33. 33

    كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ ﴿٣٣﴾

    ka-annahu jimālatun ṣuf'run

    Her biri sarı develer gibidir.

  34. 34

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٣٤﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün yalanlayanların vay haline!

  35. 35

    هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ﴿٣٥﴾

    hādhā yawmu lā yanṭiqūna

    Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

  36. 36

    وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾

    walā yu'dhanu lahum fayaʿtadhirūna

    Onların özür dilemelerine dahi izin verilmez.

  37. 37

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٣٧﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün yalanlayanların vay haline!

  38. 38

    هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ﴿٣٨﴾

    hādhā yawmu l-faṣli jamaʿnākum wal-awalīna

    Bu, ayırma (hüküm) günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.

  39. 39

    فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ ﴿٣٩﴾

    fa-in kāna lakum kaydun fakīdūni

    Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana karşı tuzak kurun!

  40. 40

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٠﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün, yalanlayanların vay haline!

  41. 41

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ ﴿٤١﴾

    inna l-mutaqīna fī ẓilālin waʿuyūnin

    Şüphesiz ki takva sahipleri, gölgelerde pınar başlarındadır.

  42. 42

    وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿٤٢﴾

    wafawākiha mimmā yashtahūna

    Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).

  43. 43

    كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٤٣﴾

    kulū wa-ish'rabū hanīan bimā kuntum taʿmalūna

    Yaptığınız ameller sebebi ile afiyetle yiyin, için.

  44. 44

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ﴿٤٤﴾

    innā kadhālika najzī l-muḥ'sinīna

    Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

  45. 45

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٥﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün yalanlayanların vay haline!

  46. 46

    كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ﴿٤٦﴾

    kulū watamattaʿū qalīlan innakum muj'rimūna

    Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz günahkârlarsınız.

  47. 47

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٧﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün, yalanlayanların vay haline!

  48. 48

    وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ﴿٤٨﴾

    wa-idhā qīla lahumu ir'kaʿū lā yarkaʿūna

    Onlara; “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezlerdi.

  49. 49

    وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿٤٩﴾

    waylun yawma-idhin lil'mukadhibīna

    O gün yalanlayanların vay haline!

  50. 50

    فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ﴿٥٠﴾

    fabi-ayyi ḥadīthin baʿdahu yu'minūna

    Onlar bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze iman edecekler?

0:000:00
المرسلات1/50