15. sure · 99 ayet

سورة الحجر

Al-Hijr

Hicr

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Sayfa 262 · Cüz 14 · Hizb 27
  1. 1

    الٓر ۚتِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِوَقُرْءَانٍۢمُّبِينٍۢ﴿١﴾

    alif-lam-ra til'ka āyātu l-kitābi waqur'ānin mubīnin

    Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar kitabın, apaçık Kur'an'ın ayetleridir.

    0
  2. 2

    رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ﴿٢﴾

    rubamā yawaddu alladhīna kafarū law kānū mus'limīna

    Kâfirler (kıyamet günü) keşke Müslüman olsaydık diye temenni ederler.

  3. 3

    ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿٣﴾

    dharhum yakulū wayatamattaʿū wayul'hihimu l-amalu fasawfa yaʿlamūna

    Onları bırak da yesinler, eğlensinler, beklentileri onları oyalasın. Nasıl olsa öğrenecekler.

  4. 4

    وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ ﴿٤﴾

    wamā ahlaknā min qaryatin illā walahā kitābun maʿlūmun

    Biz, bilinen bir yazgısı olmadan hiçbir ülkeyi yok etmedik.

  5. 5

    مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ ﴿٥﴾

    mā tasbiqu min ummatin ajalahā wamā yastakhirūna

    Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.

  6. 6

    وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ ﴿٦﴾

    waqālū yāayyuhā alladhī nuzzila ʿalayhi l-dhik'ru innaka lamajnūnun

    Dediler ki: "Ey kendisine Kur'an indirilen! Sen mutlaka bir delisin!"

  7. 7

    لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ﴿٧﴾

    law mā tatīnā bil-malāikati in kunta mina l-ṣādiqīna

    “Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!”

  8. 8

    مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ ﴿٨﴾

    mā nunazzilu l-malāikata illā bil-ḥaqi wamā kānū idhan munẓarīna

    Biz, melekleri ancak hakikatle indiririz. O zaman da o kâfirlere hiç mühlet verilmez.

  9. 9

    إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ ﴿٩﴾

    innā naḥnu nazzalnā l-dhik'ra wa-innā lahu laḥāfiẓūna

    Kur’an’ı şüphesiz biz indirdik. O’nu koruyacak olan da şüphesiz biziz.

  10. 10

    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿١٠﴾

    walaqad arsalnā min qablika fī shiyaʿi l-awalīna

    Kesinlikle senden önce de, geçmiş toplumlara rasûller göndermiştik.

  11. 11

    وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ﴿١١﴾

    wamā yatīhim min rasūlin illā kānū bihi yastahziūna

    Onlara kendilerine gelen her rasûlle alay ediyorlardı.

  12. 12

    كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ ﴿١٢﴾

    kadhālika naslukuhu fī qulūbi l-muj'rimīna

    İşte böylece biz onu, (yalanlamayı) suçluların (Mekkeli müşriklerin) kalplerine sokarız.

  13. 13

    لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿١٣﴾

    lā yu'minūna bihi waqad khalat sunnatu l-awalīna

    Onlar ona (indirilen kitaba) iman etmezler, oysaki evvelkilerin sünneti de böyle olup gitmiştir.

  14. 14

    وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ ﴿١٤﴾

    walaw fataḥnā ʿalayhim bāban mina l-samāi faẓallū fīhi yaʿrujūna

    Onlara gökten bir kapı açsak da onlar oradan yukarı çıksalar bile...

  15. 15

    لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَـٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ ﴿١٥﴾

    laqālū innamā sukkirat abṣārunā bal naḥnu qawmun masḥūrūna

    Yine de: “Gözlerimiz perdelendi, belki de hepimiz büyülendik” derler.

  16. 16

    وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ ﴿١٦﴾

    walaqad jaʿalnā fī l-samāi burūjan wazayyannāhā lilnnāẓirīna

    Gökte burçlar (yıldızlar) var ettik ve onları bakanlar için süsledik.

  17. 17

    وَحَفِظْنَـٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ ﴿١٧﴾

    waḥafiẓ'nāhā min kulli shayṭānin rajīmin

    Onu (göğü) kovulmuş şeytanlardan koruduk.

  18. 18

    إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ ﴿١٨﴾

    illā mani is'taraqa l-samʿa fa-atbaʿahu shihābun mubīnun

    Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da ardına açık (yakıcı) bir alev düşer.

  19. 19

    وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ ﴿١٩﴾

    wal-arḍa madadnāhā wa-alqaynā fīhā rawāsiya wa-anbatnā fīhā min kulli shayin mawzūnin

    Yeri de yaydık. Oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada her şeyden ölçüsü bilinen şeyler bitirdik.

  20. 20

    وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَـٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ ﴿٢٠﴾

    wajaʿalnā lakum fīhā maʿāyisha waman lastum lahu birāziqīna

    Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız canlılar için geçimlikler kıldık.

  21. 21

    وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ ﴿٢١﴾

    wa-in min shayin illā ʿindanā khazāinuhu wamā nunazziluhu illā biqadarin maʿlūmin

    Hazineleri bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Ancak biz onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz.

  22. 22

    وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَـٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَـٰزِنِينَ ﴿٢٢﴾

    wa-arsalnā l-riyāḥa lawāqiḥa fa-anzalnā mina l-samāi māan fa-asqaynākumūhu wamā antum lahu bikhāzinīna

    Rüzgârları da (bulutlara yağmur) aşılayıcılar olarak gönderdik. Sonra gökten (buluttan) su indirdik de onunla sizleri suladık ve onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.

  23. 23

    وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ ﴿٢٣﴾

    wa-innā lanaḥnu nuḥ'yī wanumītu wanaḥnu l-wārithūna

    Doğrusu ancak biz, hayat verir ve de öldürürüz. Hepsinin sonrasında (herşeye )varis olanlar da bizleriz.

  24. 24

    وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ ﴿٢٤﴾

    walaqad ʿalim'nā l-mus'taqdimīna minkum walaqad ʿalim'nā l-mus'takhirīna

    Sizden önce geçenleri bildiğimiz gibi sizden sonra gelecekleri de biliriz.

  25. 25

    وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ ﴿٢٥﴾

    wa-inna rabbaka huwa yaḥshuruhum innahu ḥakīmun ʿalīmun

    Şüphesiz yalnızca senin Rabbin onların hepsini bir araya toplayacak. Muhakkak O, hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.

  26. 26

    وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ﴿٢٦﴾

    walaqad khalaqnā l-insāna min ṣalṣālin min ḥama-in masnūnin

    İnsanı kuru bir çamurdan, kara ve (rengi, kokusu değişmiş) bir balçıktan yarattık.

  27. 27

    وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ ﴿٢٧﴾

    wal-jāna khalaqnāhu min qablu min nāri l-samūmi

    Daha önce de cinleri yakıp kavuran bir ateşten yaratmıştık.

  28. 28

    وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ﴿٢٨﴾

    wa-idh qāla rabbuka lil'malāikati innī khāliqun basharan min ṣalṣālin min ḥama-in masnūnin

    Rabbin, meleklere şöyle demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, kara ve (rengi, kokusu değişmiş) balçıktan bir beşer yaratacağım."

  29. 29

    فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ ﴿٢٩﴾

    fa-idhā sawwaytuhu wanafakhtu fīhi min rūḥī faqaʿū lahu sājidīna

    Onu bir şekle sokup, ruhumdan üflediğim zaman onun için hemen secdeye kapanın.

  30. 30

    فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ ﴿٣٠﴾

    fasajada l-malāikatu kulluhum ajmaʿūna

    Meleklerin hepsi de topluca ona secde etmişti.

  31. 31

    إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ﴿٣١﴾

    illā ib'līsa abā an yakūna maʿa l-sājidīna

    Bundan bir tek İblis müstesnaydı. O, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı.

  32. 32

    قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ﴿٣٢﴾

    qāla yāib'līsu mā laka allā takūna maʿa l-sājidīna

    Allah: "Ey İblis, senin secde edenlerle beraber olmanı engelleyen nedir?" dedi.

  33. 33

    قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ﴿٣٣﴾

    qāla lam akun li-asjuda libasharin khalaqtahu min ṣalṣālin min ḥama-in masnūnin

    "(İblis) Ben, kuru bir çamurdan, kara ve (rengi, kokusu değişmiş) bir balçıktan yarattığın bir beşere secde edecek değilim" dedi.

  34. 34

    قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ ﴿٣٤﴾

    qāla fa-ukh'ruj min'hā fa-innaka rajīmun

    Allah dedi ki: Öyleyse ''Cennet'ten çık git. Sen artık kovuldun!.''

  35. 35

    وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ ﴿٣٥﴾

    wa-inna ʿalayka l-laʿnata ilā yawmi l-dīni

    "Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir.”

  36. 36

    قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿٣٦﴾

    qāla rabbi fa-anẓir'nī ilā yawmi yub'ʿathūna

    İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver!” dedi.

  37. 37

    قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ ﴿٣٧﴾

    qāla fa-innaka mina l-munẓarīna

    Allah dedi ki: “O halde sen, kendisine mühlet verilenlerdensin.''

  38. 38

    إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ ﴿٣٨﴾

    ilā yawmi l-waqti l-maʿlūmi

    Vakti bilinen bir güne kadar.

  39. 39

    قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٣٩﴾

    qāla rabbi bimā aghwaytanī la-uzayyinanna lahum fī l-arḍi wala-ugh'wiyannahum ajmaʿīna

    İblis: “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, hepsini saptıracağım.''

  40. 40

    إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ ﴿٤٠﴾

    illā ʿibādaka min'humu l-mukh'laṣīna

    Ancak, içlerinde ihlas sahibi kulların hariç.

  41. 41

    قَالَ هَـٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ ﴿٤١﴾

    qāla hādhā ṣirāṭun ʿalayya mus'taqīmun

    (Allah Teâlâ:) "Bu benim gösterdiğim dosdoğru yoldur." dedi.

  42. 42

    إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ ﴿٤٢﴾

    inna ʿibādī laysa laka ʿalayhim sul'ṭānun illā mani ittabaʿaka mina l-ghāwīna

    Senin, kullarım üzerinde hiçbir gücün yoktur, sana uyan azgınlar dışında.

  43. 43

    وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٤٣﴾

    wa-inna jahannama lamawʿiduhum ajmaʿīna

    Onların hepsine vadolunan yer Cehennem'dir.

  44. 44

    لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ ﴿٤٤﴾

    lahā sabʿatu abwābin likulli bābin min'hum juz'on maqsūmun

    Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan ayrılmış belli bir pay vardır.

  45. 45

    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ﴿٤٥﴾

    inna l-mutaqīna fī jannātin waʿuyūnin

    Takva sahibi olanlar ise, Cennetlerde ve pınarlardadır.

  46. 46

    ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ءَامِنِينَ ﴿٤٦﴾

    ud'khulūhā bisalāmin āminīna

    Selametle ve güvenle girin oraya!

  47. 47

    وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ﴿٤٧﴾

    wanazaʿnā mā fī ṣudūrihim min ghillin ikh'wānan ʿalā sururin mutaqābilīna

    Biz, onların kalplerindeki tüm kini söküp attık. Onlar, kardeşler olarak karşılıklı koltuklarda otururlar.

  48. 48

    لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ ﴿٤٨﴾

    lā yamassuhum fīhā naṣabun wamā hum min'hā bimukh'rajīna

    Onlara, orada hiçbir yorgunluk yoktur. Ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

  49. 49

    ۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ﴿٤٩﴾

    nabbi ʿibādī annī anā l-ghafūru l-raḥīmu

    Kullarıma benim, çok mağfiret edici, çok merhametli olduğumu haber ver.

  50. 50

    وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ ﴿٥٠﴾

    wa-anna ʿadhābī huwa l-ʿadhābu l-alīmu

    Azabıma gelince de o, çok acı veren bir azaptır.

  51. 51

    وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ﴿٥١﴾

    wanabbi'hum ʿan ḍayfi ib'rāhīma

    Onlara İbrahim’in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.

  52. 52

    إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ ﴿٥٢﴾

    idh dakhalū ʿalayhi faqālū salāman qāla innā minkum wajilūna

    Onun yanına girdikleri zaman ona: "Selam!" dediklerinde, o da onlara: “Biz, sizden korkuyoruz.” demişti.

  53. 53

    قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ ﴿٥٣﴾

    qālū lā tawjal innā nubashiruka bighulāmin ʿalīmin

    Onlar: "Endişelenme, biz sana bilgin bir erkek evlat müjdeliyoruz." dediler.

  54. 54

    قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ﴿٥٤﴾

    qāla abashartumūnī ʿalā an massaniya l-kibaru fabima tubashirūna

    İbrahim: “Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?” dedi.

  55. 55

    قَالُوا۟ بَشَّرْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَـٰنِطِينَ ﴿٥٥﴾

    qālū basharnāka bil-ḥaqi falā takun mina l-qāniṭīna

    "Sana gerçeği müjdeliyoruz. Ümitsizliğe düşenlerden olma!" dediler.

  56. 56

    قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ﴿٥٦﴾

    qāla waman yaqnaṭu min raḥmati rabbihi illā l-ḍālūna

    O da: “Yoldan çıkmışlardan başka, Rabbinin rahmetinden kim ümidini keser ki?” dedi.

  57. 57

    قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ ﴿٥٧﴾

    qāla famā khaṭbukum ayyuhā l-mur'salūna

    İbrahim, “Ey elçiler! O halde göreviniz nedir?” dedi.

  58. 58

    قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ ﴿٥٨﴾

    qālū innā ur'sil'nā ilā qawmin muj'rimīna

    "Biz, günahkâr bir topluma gönderildik.” dediler.

  59. 59

    إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٥٩﴾

    illā āla lūṭin innā lamunajjūhum ajmaʿīna

    “Ancak Lût ailesi hariç (Onlar suçlu değillerdir). Kesinlikle onların hepsini bundan kurtaracağız.''

  60. 60

    إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ ﴿٦٠﴾

    illā im'ra-atahu qaddarnā innahā lamina l-ghābirīna

    "Yalnız onun karısını kurtarmayacağız. Onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik.''

  61. 61

    فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ ﴿٦١﴾

    falammā jāa āla lūṭin l-mur'salūna

    Elçiler (melekler) Lût’un ailesine gelince...

  62. 62

    قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ ﴿٦٢﴾

    qāla innakum qawmun munkarūna

    Lût onlara: "Doğrusu siz, hiç tanınmayan kimselersiniz" dedi.

  63. 63

    قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَـٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ ﴿٦٣﴾

    qālū bal ji'nāka bimā kānū fīhi yamtarūna

    Dediler ki: “Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik.”

  64. 64

    وَأَتَيْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ ﴿٦٤﴾

    wa-ataynāka bil-ḥaqi wa-innā laṣādiqūna

    “Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”

  65. 65

    فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَـٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ ﴿٦٥﴾

    fa-asri bi-ahlika biqiṭ'ʿin mina al-layli wa-ittabiʿ adbārahum walā yaltafit minkum aḥadun wa-im'ḍū ḥaythu tu'marūna

    ''Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin.''

  66. 66

    وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ ﴿٦٦﴾

    waqaḍaynā ilayhi dhālika l-amra anna dābira hāulāi maqṭūʿun muṣ'biḥīna

    Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: ''Sabaha çıkarken onların arkası/kökü kesilmiş olacak.''

  67. 67

    وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ ﴿٦٧﴾

    wajāa ahlu l-madīnati yastabshirūna

    Şehir halkı sevinerek geldiler.

  68. 68

    قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ ﴿٦٨﴾

    qāla inna hāulāi ḍayfī falā tafḍaḥūni

    Lût, dedi ki: “Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin.”

  69. 69

    وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ ﴿٦٩﴾

    wa-ittaqū l-laha walā tukh'zūni

    "Allah’tan korkun da, beni utandırmayın!''

  70. 70

    قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ ﴿٧٠﴾

    qālū awalam nanhaka ʿani l-ʿālamīna

    Onlar: "Biz sana insanları misafir etmeni yasaklamadık mı?" dediler.

  71. 71

    قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَـٰعِلِينَ ﴿٧١﴾

    qāla hāulāi banātī in kuntum fāʿilīna

    Lût: "Eğer evlilik yapacaksanız, işte kızlarım!" dedi.

  72. 72

    لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿٧٢﴾

    laʿamruka innahum lafī sakratihim yaʿmahūna

    (Ey Muhammed!) Hayatına yemin olsun ki onlar sarhoşlukları içerisinde bocalayıp duruyorlar.

  73. 73

    فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ ﴿٧٣﴾

    fa-akhadhathumu l-ṣayḥatu mush'riqīna

    Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.

  74. 74

    فَجَعَلْنَا عَـٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ ﴿٧٤﴾

    fajaʿalnā ʿāliyahā sāfilahā wa-amṭarnā ʿalayhim ḥijāratan min sijjīlin

    Böylece (şehrin) üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

  75. 75

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ ﴿٧٥﴾

    inna fī dhālika laāyātin lil'mutawassimīna

    Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.

  76. 76

    وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ ﴿٧٦﴾

    wa-innahā labisabīlin muqīmin

    O (şehir, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır.

  77. 77

    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ ﴿٧٧﴾

    inna fī dhālika laāyatan lil'mu'minīna

    Şüphesiz bunda, Mü'minler için de bir işaret vardır.

  78. 78

    وَإِن كَانَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَـٰلِمِينَ ﴿٧٨﴾

    wa-in kāna aṣḥābu l-aykati laẓālimīna

    (Şuayb'ın kavmi olan) Eyke halkı zalimlik etti.

  79. 79

    فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ ﴿٧٩﴾

    fa-intaqamnā min'hum wa-innahumā labi-imāmin mubīnin

    Onlardan da intikam aldık. Her ikisi de hala görülüp, tanınan bir yol üzerindedirler.

  80. 80

    وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ ﴿٨٠﴾

    walaqad kadhaba aṣḥābu l-ḥij'ri l-mur'salīna

    Şüphesiz Hicr (Semud) halkı da peygamberleri yalanlamışlardı.

  81. 81

    وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ءَايَـٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ ﴿٨١﴾

    waātaynāhum āyātinā fakānū ʿanhā muʿ'riḍīna

    Onlara ayetlerimizi gönderdik ama onlardan yüz çevirmişlerdi.

  82. 82

    وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ ﴿٨٢﴾

    wakānū yanḥitūna mina l-jibāli buyūtan āminīna

    Onlar, dağları oyarak evler yapıyorlardı. Güven içindeydiler.

  83. 83

    فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ ﴿٨٣﴾

    fa-akhadhathumu l-ṣayḥatu muṣ'biḥīna

    Derken sabaha girdiklerinde onları da bir çığlık yakalayıverdi.

  84. 84

    فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ ﴿٨٤﴾

    famā aghnā ʿanhum mā kānū yaksibūna

    Kazandıkları onlara bir fayda sağlamadı.

  85. 85

    وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ ﴿٨٥﴾

    wamā khalaqnā l-samāwāti wal-arḍa wamā baynahumā illā bil-ḥaqi wa-inna l-sāʿata laātiyatun fa-iṣ'faḥi l-ṣafḥa l-jamīla

    Biz, gökleri, yeri ve arasındakileri ancak hak ile yarattık. Kıyamet elbette gelecektir. Sen (Ey Muhammed!) güzel bir şekilde affederek muamele et.

  86. 86

    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ ﴿٨٦﴾

    inna rabbaka huwa l-khalāqu l-ʿalīmu

    Elbette Rabbin, her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.

  87. 87

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ ﴿٨٧﴾

    walaqad ātaynāka sabʿan mina l-mathānī wal-qur'āna l-ʿaẓīma

    Sana, tekrarlanan yedi ayeti (Fatiha Suresi'ni) ve Kur’an-ı Azim'i verdik.

  88. 88

    لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ ﴿٨٨﴾

    lā tamuddanna ʿaynayka ilā mā mattaʿnā bihi azwājan min'hum walā taḥzan ʿalayhim wa-ikh'fiḍ janāḥaka lil'mu'minīna

    Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir.

  89. 89

    وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ ﴿٨٩﴾

    waqul innī anā l-nadhīru l-mubīnu

    De ki: ''Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım.''

  90. 90

    كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ ﴿٩٠﴾

    kamā anzalnā ʿalā l-muq'tasimīna

    Nitekim biz, (Kur'an'ı) kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.

  91. 91

    ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ ﴿٩١﴾

    alladhīna jaʿalū l-qur'āna ʿiḍīna

    Onlar, Kur'an'ı kısım kısım ayırdılar. (Bir kısmına sihir, bir kısmına yalan dediler)

  92. 92

    فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٩٢﴾

    fawarabbika lanasalannahum ajmaʿīna

    Rabbine andolsun ki, onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.

  93. 93

    عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ﴿٩٣﴾

    ʿammā kānū yaʿmalūna

    Bu yaptıklarından ötürü...

  94. 94

    فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ ﴿٩٤﴾

    fa-iṣ'daʿ bimā tu'maru wa-aʿriḍ ʿani l-mush'rikīna

    Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme.

  95. 95

    إِنَّا كَفَيْنَـٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ ﴿٩٥﴾

    innā kafaynāka l-mus'tahziīna

    Elbette o alay edenlere karşı biz sana yeteriz.

  96. 96

    ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿٩٦﴾

    alladhīna yajʿalūna maʿa l-lahi ilāhan ākhara fasawfa yaʿlamūna

    Onlar Allah ile beraber başka bir ilah edinenlerdir. İleride öğrenecekler!

  97. 97

    وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ ﴿٩٧﴾

    walaqad naʿlamu annaka yaḍīqu ṣadruka bimā yaqūlūna

    Onların söyledikleri şeyler sebebiyle göğsünün daraldığını bilmekteyiz.

  98. 98

    فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ﴿٩٨﴾

    fasabbiḥ biḥamdi rabbika wakun mina l-sājidīna

    Öyleyse hamd ile Rabbini tesbih et ve secde edenlerden ol!

  99. 99

    وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ ﴿٩٩﴾

    wa-uʿ'bud rabbaka ḥattā yatiyaka l-yaqīnu

    Sana yakin/ölüm gelene kadar Rabbine ibadet et!

0:000:00
الحجر1/99